İşletmelerde yaşanan ve sürekli tekrar eden sorunların çoğu tesadüf değildir. Uygunsuz ürünlerin müşteriye gönderilmesi, proses fireleri, verim kayıpları veya tedarik gecikmeleri. Bu problemlerin önemli bir kısmı aynı kaynaktan beslenir.
Bu kaynak tek başına ne süreçtir, ne kullanılan araçlardır, ne de insanların niyetidir. Kaynak, sistemin kendisidir.
“Sistem” denildiğinde akla ilk gelenler bellidir: prosedürler, talimatlar, formlar, yazılımlar, KPI tabloları, toplantı ritimleri. Bunların hepsi vardır ve çoğu zaman eksik de değildir. Ancak bunlar sistemin görünür parçalarıdır; belgeleridir, araçlarıdır, kayıtlarıdır.
Gerçek sistem daha derinlerde çalışır.
Sistem, işletme içinde fiilen neyin yapılabildiğidir; hangi kararın kolay, hangisinin zor olduğudur; hangi davranışın ödüllendirildiği, hangisinin bedel ödettiğidir. Eğer bir organizasyonda eksik malzeme başka bir bitmiş üründen tamamlanıyorsa ya da hedef tutturmak kalite problemini düzeltmekten daha değerliyse; o organizasyonun sistemi bunları öğretir. Bir yerlerde böyle yazmasa bile.
Bu yüzden “kültür” denilen şey çoğu zaman yanlış anlaşılır. Kültür, afişlere yazılan değerler değil; sistemin insanlara her gün neyi yaptırdığıdır. Ve kültür, sistemin doğal çıktısıdır.
Ancak sistem kendiliğinden oluşmaz. Zaman içinde alınan ve alınmayan kararlar sistemi şekillendirir. Tolere edilen sapmalar, ertelenen konular, son anda kurtarılan sonuçlar… Hiçbiri tek başına “yanlış” değildir. Ancak birlikte ele alındıklarında organizasyonun nasıl çalıştığını belirleyen yapıyı kurarlar.
Bu nedenle tekrar eden sonuçlar sürpriz değildir; sistemin sessizce onayladığı tercihlerin mantıklı çıktılarıdır.
Sistem Tasarım Zinciri basittir: Yönetim kararları sistemi şekillendirir. Sistem kültürü inşa eder. Kültür davranışları belirler. Davranışlar sonuçları üretir. Ve tekrar eden sonuçlar, sistem tasarımının gecikmeli çıktılarıdır.
Bunun üzerine bir düşünün derim…
